Ne biliyim ya, eskisi kadar yazmak istemiyorum.Yazmayı çok istiyorum ama bir o kadar da isteksizim.Sanki bir neden için yazıyormuşum da artık gerek yokmuş gibi.İçimde yazmaya ait bir öküz var, sadece yazmaya odaklanmış.Ama dediğim gibi nedenim de kaybolmuş yazamıyorum.Böyle çılgınca naz yapar gibiyim.Bu yalan yanlış halim, hoşuma da gidiyor aslında.Böyle kendimle cebelleşip, yazdıklarımı taslaklara atmak hoş geliyor.Zaten meraklısı yok, o halde ne bu yayın telaşı gibi bir düşünce.
Sürreal bir şeyler yazmak istiyorum.Yeteri kadar da içiyorum ama bunu yazmak elimden gelmiyor, beceremiyorum.Gaye Su Akyol şarkılarının hip hop sanatçılarınca uyarlanıp, yazıya aktarılması gibi şeyler istiyorum.Deniyorum da fakat istediğim sonuçları vermiyor.Daha bir Kuzey Afrika’ya yanaşasım geliyor bunları yaparken.Cheb Khaled’li bir Sahra canlanıyor gözümde; sonrasında Libya, Tunus Cezayir ve Fas.Sıcağında öldüğüm Osmanlı Toprakları.
Goy Goy’un sağ kanattan yapılanı olur mu diye soranına gelsin bu karalamalar.Seksenli ve doksanlı yıllarda Orta Doğu’da, kafamın katipliğini yaptığım, bahtı açık bir divane olmak isterdim.Maddi getirisi had safhada, tüm derdi manevi sınırlar olan bir çöl düşkünü, inanılmaz yakışırdı sanki bana.Böyle dededen Aksaray’da han, babadan da Moda’da apartman kalmış; tüm hayatını dudakları çatlamış vaziyette çöl kumlarında sarhoş geçiren bir insan.Bence salt karizma budur…
Parmakları çaprazlayıp bana şans dileyin.