Seve seve veya öbür türlü, bir şekilde bu sermaye yazma gayretinde.Gördüklerini anlatmaya yükümlüymüş gibi, sarhoş zihnime ihaneti mazur görüyor ellerim.On sene fırtına, beş sene yalnızlık kalan günlerde de varlık derdiyle meşgul olduktan sonra çok yorgun düştüm aslında.Ama hepsine karşı gelip, gelecekteki güneş sevdasına çırpınıyorum hala.
Umutsuzluğa düşüp, kafanı yastıktaki göz yaşlarına teslim ettiğinde de ben oradaydım.Seni herkesden iyi ben anlarım, dahası yalan.Gerçekten kalemin güçlendi, muazzam yazıyorsun.Ama artık ben yokum, bittim ben.Yaşamadıkları yüzünden sessizce giden Kemal’e dur dememek, gitmek kadar suç aslında.Fakat bunları umursayamam artık.Beni suçlamak insanlara ne katarsa katsın, benden hiçbir şey gitmez.Yaşadıklarıma dil uzatmak da sana kalmaz bu arada, neyse.
Çiğdem şu üstteki paragraftan nefret edecek… Eskimiş konuların yaşattıkları karşısındaki hassasiyetime karşı çok katı.Biten bitmiştir tamam ama “ah” demeye de mi hakkım yok, bilmiyorum.Nefesimdeki güç var oldukça “aşk” yazmamı istiyor.Ve ona göre kalemim eriyor.Artık anlatmakta zorlandığımı söylüyor, o kadar kolay mı be… Ben bu insan olmaya ömrümü vermişken, kendime kadar olan yeteneğime dil uzatmak ayıptır.
Yine bölük börçük bir yazı oldu, ez cümleyle açıklamak istiyorum.Beş gün sonra dördüncü yaşı olacak bu yazılarımın.Daha önce de yazıyordum ama ilk kez kendime güvendim ve bir amaca ittim kendimi.Bütüne ait parçaların en sarhoşlarından biri olacaktım ve sevgiyi anlatacaktım, olduğu kadar işte.Bu sebeple yaşadım, harcandım, sevildim veya nefret edildim.Bunları anlatmak bence benim en büyük haklarımdan biri.Ben kendimle savaş verirken hiç işim yokmuş gibi bir de insanlara yön verdim.Ne haddimeydi bu yaşımda.Boyumu aşan dalgalarla güreşirken maddi zevklerin tatminine yönelmiş boş bedenlerin gönlünü eğlendirdik.Ve buna rağmen hala yetemedik işin kötüsü.
Ben sadece “bilmiyorum” demeyi öğrendim bu günlerde.Bilmemek en kolay kaçışmış meğer.