2 Mayıs 2015
Lena Katina – Yugoslavia
Merhaba;
Riya şu dünyadaki en aşağılık olgulardan biridir.Özü ve sözü bir olmayanın hangi yüzüne konuşacağını veya hangi yüzüyle konuştuğunu anlayamazsın.İnanmayı, güvenmeyi öğrendiysen bir de ailenden; o zaman çok yanlış bir yerde olduğunu fark etmen imkansız hale gelebilir.Bu riyakar virüsler kardeşi kardeşe kırdırtır, vuran da sen olursun vurulan da.Öfkene, egona, nefsine hakim olamazsan sadece bir silahtan ibaret olursun.Ve gözüne inen o perde, silahın kime ateşlendiğini görmene engel olur.
Cehennemin bu dünyada olduğuna inanıp, cennete ulaşmak için yaşayan biriyim.Bunu tartışmaya açmak istemiyorum, sadece buna inanıyorum.Ve iyi bir insan olmaya çalışıyorum, iyi bir insan olarak yaşamaya çalışıyorum.Hayatta kendime iyi hissettirecek şeyler inşa etmeyi deniyorum.Bugün ölsem üç senedir yazdıklarımla giderim, albümlerim mirasım kalır… Etrafımdakilere maddeden önce manevi olarak destek olma derdindeyim.Ve beni buna iten şey, makro olaylardan mikro sonuçlar çıkarma alışkanlığımdır.
Ben aynı zamanda bir tarih öğrencisiyim.Bana bunu kazandıran en büyük sebep tarih öğretmenimdir.Bana tarih dersi vermekten çok, tarihten ders almayı ve “tarihin sadece aptallar için tekerrürden ibaret” olduğunu öğretmeye çalışmıştır.Ben tarihi büyük bir tarihçi olmak için değil, hayatı öğrenmek için okuyorum.
Bu konuya nereden geldim (?)
Yugoslavya bu dünyadaki en güzel ülkeydi, bir ütopyaydı… Gerçek anlamda hayallerin yaşandığı, yirmi birinci yüzyıla ait en güzel anıydı.Avrupa’nın en huzurlu şehirlerine ev sahipliği yapan, denge politikasıyla var olan bir ülkeydi.Her şey onu var eden sebebin yok olmasıyla bitti.Tito’nun ölümünden sonra inanç boşluğuna düşen halkın kanına “Özgürlükçü Avrupa Emperyalizmi” girdi.Beni öyle sosyalist bir insan olarak tanımayın, öyle bir kimliğim yoktur.Politik olarak da hiç konuşmam.Sadece birkaç gündür yaşadığım şu Avrupa nefretini kusmak geldi içimden.Peki ne oldu o Avrupa gelince… Bir gecede aynı yatakta yattığın eşine silah çektin, kardeşinin çocuklarını öldürdün, karşı komşuna zarar versin diye tanımadığın insanları evine aldın.İşi insana indirgeyince ne kadar çirkin görünüyor değil mi.Ama bunları yaptılar.Sırf o riyakar Avrupa’nın vaatlerde bulunduğu cennet uğruna birbirine cehennemi yaşatmayı seçti Yugoslavya.Peşinde binlerce ölü insan ve evlerinden olan insanlar bıraktı o savaş.
Değişkenleri olan bir insandı Yugoslavya.O insan inancını kaybedince kendiyle çatışmaya girdi, çevresinin etkisiyle saptı.Sonuçta sadece kendi kaybetti, bitti.
Ve gecenin ikisinde yirmi yaşında bir gencin eleştirilerine maruz kaldı.Şu an koca devletin bana “Sen kimsin !?” demeye bile gücü yok.Hoş ben hala çok seviyorum orayı, o ayrı.Şimdi nasıl diyeceksiniz… Dedemi de hiç görmedim, tanımadım ama onu da çok seviyorum, hatta daha çok seviyorum 🙂
Tabi ki hayatın bize ne getireceğini bilemeyiz.Ama inanç ve bize güvenen insanları kaybetmek, lüksümüz olan bir şey değil.Ağırlığını zamanla koyan bir karar.Bizim kıçı kırık hayatlarımız bir yana, koca devletleri yerinden ediyor bu kararlar.Siz, biz, sen, ben artık neyi uygun görürseniz.Huzuru sabitimiz belirlemeliyiz.
İyi geceler
Kemal 🙂